Bu yazı, biraz Narin Güran ve Rojin Kabaiş davalarında yaşadıklarımın ve M.Ç. isimli bir baş şüphelinin nasıl 13 ay gözlerden saklandığının hikayesi, bu ülkede ‘devlet’ içindeki bir yapılanmanın kime ve nasıl hizmet ettiğinin göstergesi.
Narin Güran davasına rapor sunmamın ardından içeriğindeki maddi gerçeklere hiçbir zaman itiraz etmediler, edemediler. Öyle ki yalnızca davaya katkı sunan diğer uzmanlar değil, karşı tarafın avukatı bile tespitlerimi ses kaydıyla doğrulamıştı.
Sonra?
“Rapora olmuyorsa yazanın üstüne oynayalım” dediler ve bilirkişi yenileme başvurusundan men edildim, neden diye sorduk, cevap yok!
Bir yandan “sus” denildi, diğer yandan ileride sorun çıkarsa “zaten bilirkişi listesinde değildi” denilerek yok sayılacağım bir zemin hazırlandı. Bugünlerde troller eliyle tekrar denedikleri gibi.
Bilimsel raporlara yargılama boyunca “görüldü” deyip geçtiler, bunun yerine kendi adamlarına yazdırdıkları mucizevi daraltılmış baz ve UKB’nin Narin olamayacak karartısı ile devam ettiler ve nihayet Nevzat Bahtiyar’ın beşinci ifadesiyle oluşturulan anlatıya ulaşıldı. Başka hiçbir görüş ne mahkemede ne de çoktan rahmetli olmuş medyamızda yer bulamadı.
Vaktiyle “Kumpas Bükücü” başlıklarıyla neredeyse her paylaşımımı haber yapan medya Narin davasında bütün kapıları yüzüme kapayıverdi, artık ambargoluydum. Polise bile güvenmeyip dönemin en büyük soruşturmalarında beni görevlendirilen savcılar sessizdi.
Raporlarım bilimsel verilere dayanıyordu; yorumsuz ve tarafsızdı. Bir yayında teknik açıklamaları yapıp çekilecektim fakat ilerleyen günlerde medyadaki manipülasyonu ve saldırıları görünce daha fazla sessiz kalamadım.
Fakat ortada büyük bir sorun vardı. Kararı peşinen verilip kalemleri kırılmış sanıklar. Adı konmamış bir güç.
Ve Rojin..
“Tek başına olmuyor. Niye gözler kapalıdır, kulaklar tıkanmış, ciğerim yanıyor, niye korkuyorsunuz, devlet nedir, bu kız da devletin evladıydı, okumak istiyordu”
Narin’in duruşması sırasındaki Rojin’in babasının bu feryadına hanginizin içi sızlamamıştır ki! Aradım Nizamettin babayı. Baba diyorum, çünkü o görüşmede “artık senin bir oğlun daha var, elimden ne geliyorsa yardım edeceğim” diyerek söz vermiştim.
Fakat her iki davanın beyni avukat; Narin’in otopsisinden çıktığı gibi, Rojin’in otopsisinden çıkan rektörün truva atı olarak olay yerine benden önce yetişti, babayı etkisi altına aldı ve beni ondan uzaklaştırdı.
Yine de bırakmadım. Araştırmalarımın tamamı aynı yere çıkıyordu:
Diyarbakır ve Van’da olanların arkasında aynı zihniyet, aynı kişiler, kurumlar vardı, operasyon merkezi aynı laboratuvardı. Nizamettin babayı da aylarca oyalayıp durmuşlardı.
Telefon kilidini açabileceğimi söylediğimin ertesi günü gazeteler telefonun Portekiz’e gönderileceği yazmıştı. Sonradan İspanya’ya giden telefonun raporunda Türkiye’de kullandığımız yöntemlerden farklı bir şey denenmediği görülecekti. Çin’den gelen log kayıtları ise artık olayın bir örtbas olduğunu kanıtlar nitelikteydi.
Tam o günlerde Rojin hakkında yaptığım bir paylaşımı gören tanıdığım bir yargı mensubu beni aradı.
“Bu dosyaya bulaşma. Yoksa paketlenirsin.”
İBB davaları için hazırladığım raporlarla zaten yeterince mimlenmiştim ama.
Bu kötülüğe boyun eğmeyecektim.
Ama bu karanlık ellere esir de düşmeyecektim.
Bu nedenle 14 yıl sonra İngiltere’ye yeniden yerleştim. Ve böylece hukuk endeksinde 104 ülke birden sıçrayarak, bugün sahip olduğum ifade özgürlüğüne kavuşabildim.
Nihayet geçen hafta Rojin’in dosyasına ulaşabildim ki ne göreyim! Haziran 2025’te dosyaya giren bilirkişi raporunda, Şeytantepe’deki hayaletin bir benzeri “ben bu soruşturmanın bir numaralı şüphelisiyim” diye bağırıyordu.
Yüzlerce DNA testi yapıp, taa Kıbrıs’taki şahıstan ifade alan soruşturmacılar gözlerinin önündeki bu şüpheliyi tam 13 aydır görmemişti.
Rojin, kaybolduğu gün 14:52’de bu şüpheliye “Çok pahalı bir hediye değilse alın hocam, içinden gelmiş hediye etmiş kabul edin hocam, kırmayın öğrencinizi” yazmış, kamerada son görüntülenmesinden sadece 16 dakika önce Instagram’da en son yine onunla yazışmıştı.
Bilirkişiler dosyaya, her ne kadar “intihar” önyargısıyla yaklaşmış olsalar da tüm yazışmaları raporlamış, sonuç bölümüne de bu şahsın adını yazmıştı:
Mehmet Çelik.
Araştırınca, Instagram hesabının silinmiş olduğunu, ayrıca HTS kayıtlarında Rojin’in kaybolduğu saatlerde aynı isimde iki farklı kişinin Rojin ile aynı baz istasyonlarından defalarca sinyal aldığını tespit ettim.
Üstelik bu şahıslardan biri kampüsün hemen yanındaki Bardakçı köyünde yaşıyordu.
İncelemenin devamında, yazışmalardaki hoca-öğrenci ilişkisinden yola çıkarak Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi kadrosunda çalışmış, aynı isimde bir doktora rastladım.
Yalnız, bu doktor profilinde bir tuhaflık vardı. Akademik yayınlarında tıp konusu dışında olanlara rastlayınca, bu kişinin Mehmet Çelik isimli gerçek doktor ve akademisyenlere ait yayınları kendisine aitmiş gibi kullandığını farkettim. Türkiye’de birkaçı doktor, onlarcası akademisyen olan aynı isim soyaddan onbinlerce kişi vardı, çok yaygın olan isminin avantajını kullanmıştı fakat profil sahteydi.

Peki kimdi bu doktor görünümlü Mehmet Çelik?
Kendisi 350621 sicil numarasıyla Çevik Kuvvet’te görev yapmış bir polisti.
Muhtemelen geçmişte suça bulaşmış, serbest kalma karşılığında devletteki malum kliğe çalışmayı kabul etmiş yüzlercesinden biriydi. Rektörün maaşa bağladığı, kim bilir daha hangi işlerini yaptırdığı bir aparat…
Artık tablo açıktı. Bu isim makul şüpheden çok daha fazlasıydı.
Bu nedenle şüpheliler ve diğer tespitlerimle birlikte bir ön rapor hazırlayıp gönderdim.
Bu raporun savcılıkta duyulduğu sabah, artık Van’da kurdukları derebeylik düzenine nasıl bir çomak soktuysam bütün Van bürokrasisi paniğe kapılmış.. Bir kez daha sadece işimi yaparak çok ileri gitmiştim.
Raporda bir numaralı şüpheliye dair her şey açık ve netti. Tıpkı Narin dosyasında yaptıkları gibi, rapora itiraz edemeyince yine itibarsızlaştırma yoluna gittiler.
Adli sicilim temiz, en ufak bir yanlışım olmamış, geçmişimden ötürü beni FETÖ torbasına atma kolaycılığına kaçamazlardı.
İtibarsızlaştırılmam gerekiyordu. Ancak bunu yalnızca bana yapsalar durum fazlasıyla belli olacaktı. Kamuoyu haklı olarak, “Rojin dosyasına rapor sundu ve ardından başına bunlar geldi” diye düşünmez miydi?
Operasyonu Rojin üzerinden de yapamazlardı. Hem fazlasıyla belli olurdu hem de kamuoyunu aylardır anlatmaya çalıştıkları “intihar” senaryosuna zaten inandıramamışlardı.
Bu nedenle yeniden Narin’e döndüler. Çünkü iki yıl önce “aile yaptı” hikayesini, ellerindeki medya ve aparatları aracılığıyla toplumun zihnine adeta kazımışlardı.
Ve akşam olmadan apar topar Şeytantepe belgeseline soruşturma açtılar, yayınlandıktan ve milyonlarca kişi izledikten 4 ay sonra!
Peki şüphelilere dair gözaltı talebine ne oldu?
Hala haber yok.
Muhtemelen çoktan İran veya Gürcistan’a kaçırmışlardır! Asla adamlarını vermezler, kamera görüntüleri olmasa Nevzat’ı da vermezlerdi. Aslında 3-5 yıl yatıp çıkaracaklardı, bu zaten ilk mahkeme kararıydı, neredeyse tahliye olacaktı ki yine kamuoyu baskısından çekinip kararı bozdular. Birileri kanunlara, vicdani kanaatlere değil, duruma göre karar veriyordu sanki.
Şimdi hayali bir örgüt yaratma peşindeler. Sosyal medyadaki operasyon hesapları ve basına servis ettirdikleri haberlerle bunun altyapısını şimdiden hazırladılar bile.
Peki bütün bunları yapanlar kim?
Sorsanız kendilerine “devlet”, “devletin adamı” derler.. vatan, millet, bayraktan falan bahsederler.
Bana sorarsanız;
Tasviye edilen Fethullahçıların boşluğunu doldurmuş, bir kısmını da istihdam etmiş, devleti kendi çıkar ve iktidarlarının aracı haline getirmiş, halktan ve adaletten başka her şeyi önemseyen paralel bir devlet yapılanması.
Koltuklarından olmak dışında en çok korktukları, halk, meydanlar ve kamuoyu baskısı. Bir de üstlerinden yiyecekleri fırçalar var ama bu kısmı ben hallediyorum. Bu haftam sadece bu davalarda değil, yıllardır tüm yaptıklarını yukarıdan aşağıya herkese belgeriyle aktarmakla geçecek.
ve Sayın Diyarbakır savcıları;
İnanın, bundan sonra hakkımda ne yapacağınız hiç umurumda değil. Kendinizi ve adamlarınızı kurtarmak için kullanacağınız kanunları da soruşturmaları da tanımıyorum.
Belgesel kadrosuna kattığınız fazladan kişilerle beni nasıl ilişkilendireceğiniz veya hangi hayali örgütün içine koyacağınıza da aldırmıyorum. Zahmet edip avukatlarımı bile yormayacağım. Trollerinize de cevap vermeyeceğim. Basına da istediğiniz haberi yazdırın, meydan sizin..
Yalnız, tek bir ricam var:
Bu defa biraz yaratıcı olun lütfen. Şöyle profilime biraz daha uygun, Anonymous veya RedHack ayarında bir örgüt uyduruverin.
Nizamettin baba, bu organize kötülüğe karşı elimden ancak bu kadarı geliyor, hakkını helal et.
Son olarak, hepinizi babanın o sorusuyla başbaşa bırakıyorum: Devlet nedir?

