Sol – Narin Güran cinayeti: Düğüm olan sürecin sorumlusu kim?

Bir kız çocuğunun başına gelen felaket medya tarafından fırsata çevrilmeye çalışıldı, soruşturmayı yürütenlerin hataları sadece ihmalle açıklanamayacak düzeydeydi. Ancak sorumluluğu, suçlu(lar) dışında yalnızca jandarma ile cinayeti reyting malzemesi yapanların üzerine atmak tepedeki isimleri aklamaya yarar. İktidarın meşrulaştırdığı karanlığın üzerini örter.

2024 yılında Diyarbakır’da öldürülen 8 yaşındaki Narin Güran’ın katledilmesi ve ardından gerçekleştirilen yargılama süreci yeniden ülke gündemine oturdu. Bunun sebebi Narin’in ölümü hakkında çekilen bir belgesel.

140 Journos‘un belgeseli özetle Narin’in ölümünün ortaya çıkarılması sürecindeki hatalara ve bunların “sıradan hatalar” olmadığına işaret ediyor. Narin’in kayıp sanıldığı ilk günlerden itibaren yanlış varsayımlara ve ihmallere kilitlenildiğine, bazı kritik bulguların görmezden gelindiğine ya da hiç araştırılmadığına, soruşturmanın eksik yapıldığına dikkat çekiliyor. Bu sırada hem medyanın kullanıldığı hem de medyanın Narin dosyasını bir “fırsat” olarak değerlendirip televizyon malzemesine dönüştürdüğü vurgulanıyor.

Özetle ailenin, henüz herhangi bir kanıt yokken, medya eliyle suçlu ilan edildiği, “masumiyet karinesi”nin yerle bir edildiği belirtiliyor.

Belgeselde Narin Güran’ın babası Arif Güran, amcaları ve ağabeyleri Berat Güran, Baran Güran yer alıyor. Gazeteciler İsmail Saymaz ve Rojda Altıntaş ile avukatlar Onur Akdağ, Yılmaz Demiroğlu’nun ve adli bilişim uzmanı Tuncay Beşikçi‘nin de görüşlerine başvuruluyor.

‘İhmaller’ zinciri

Soruşturma süresince imza atılan pek çok skandal belgeselden önce de aralarında milletvekillerinin, gazetecilerin ve akademisyenlerin de olduğu kişiler tarafından tartışıldı. Mahkemenin sonucunda cinayetin 5N1K’sına ilişkin eksikli kararı da çok defa gündem edildi.

Bunun yanında belgeselde de yer verilen başka “ihmaller”in soru işareti yarattığı doğru: (Özetle) Bazı kanıtların değerlendirilmemesi, PSA sıvısının üzerine gidilmemesi, sadece “suç delillerini yok etme” suçundan 4 yıl 6 ay hapis cezası verilen tutuklu sanık Nevzat Bahtiyar’ın evinin en başından aranmaması, yakınlarının sorgulanmaması, dünyada yeri olmayan “daraltılmış baz kayıtları”nın Yargıtay gerekçeli kararında önemli yer tutması vs…

“Daraltılmış baz kayıtları” konusunu biraz açmak gerekiyor. Kanıt olarak kabul edilen bu yaklaşım Narin davasıyla gündemimize girdi ancak İBB davalarında da kullanılıyor. “Cep telefonlarının birden fazla baz istasyonundan aldığı sinyal gücü ve zamanlama verilerini (HTS kayıtları) analiz ederek, kişinin konumunu daha dar ve spesifik bir alanda tespit etmek” olarak tanımlanıyor. Ancak bilişim uzmanları bunun mümkün olamayacağını, dünyada da böyle bir tanımlama olmadığını savunuyor.

Belgeselde bu soru işaretlerine ek olarak söylenebilecek belki de en büyük skandal, Nevzat Bahtiyar’ın ilk kez servis edilen ifade görüntüleri. Görüntülerde polislerin Bahtiyar’ı açıkça yönlendirdiği ve hatta ifade sonunda “teşekkür ettiği” görülüyor.

Narin’in ölümü nasıl istismar edildi?

Öncelikle medyanın manipülasyonu ve Narin’in ölümünün istismar edildiği çok açık. Zaten söz konusu yayında yer alan isimlerden biri, bunu kendisinin de yaptığını anlatmaktan çekinmiyor. soL’da yayınladığımız haberlerde biz de bu istismarı daha önce defalarca vurgulamıştık. Üstelik bunlardan biri, söz konusu ismin Narin’in ölümünü nasıl “reklam” fırsatı haline getirdiğiydi.

Öte yandan belgeseldeki en önemli boşluk bu manipülasyonun toplumsal çürümeyle, toplumsal çürümeninse ülkeyi yöneten karanlıkla olan bağı.

Bu kısmına gözlerin kapatıldığı belgeselde aynı zamanda neredeyse sadece dönemin Jandarma komutanı ve görevlileri suçlu ilan ediliyor. Belgesel boyunca hissettirilen bu düşünce, “Cinayeti jandarma, Bahtiyar ailesi ve savcının oyuncağı olmuş kimi gazeteciler kararttı”“Soruşturmayı polis yapsaydı olay saatler içerisinde çözülürdü” sözleriyle de destekleniyor.

Arif Güran’ın avukatı Ezgi İpek son duruşmada, soruşturmanın kötü yürütüldüğü kanaatinde olduğunu belirterek, “Bir buçuk senedir bu dava sürüyor. Dosyada birçok delilin değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Dijital deliller başta olmak üzere. Tuncay Beşikçi raporu vardı. PSA meselesi çok kıymetli. Çocuğun yüzde 99 istismar edildikten sonra öldürüldüğü kanaatindeyim” dedi.

Bakanlar kendini mi aklamaya çalışıyor?

Narin’in ölümü sonrası cinayetin gazete ve televizyonlardaki ele alınış biçimi çürümenin her yere sirayet ettiğinin açık kanıtı olmuştu. Halka “bilgi verme” sorumluluğu unutuldu, unutulmak istendi. Olguları yorumdan açıkça ayırma zorunluluğu yok sayıldı. Bunlar ortada.

Ancak yeniden görülen ve gündem edilen Narin davasıyla, yıllar sonra örtbas edildiği anlaşılan Gülistan Doku cinayetiyle eski bakanlara çelme takmaya çalışan yeni bakanlar kendisini aklayamaya çalışıyor gibi görünüyor.

Adaletin ve yargılamanın her adımının sorgulandığı Türkiye’de İçişleri ve Adalet bakanlarının “münferit” gösterilen olaylarla kamu görevlilerine, bazı kurumlara sorumluluğu atarak kendilerini temizlemesine adeta fırsat veriliyor.

Oysa iktidarın suçları sürekli ve sistematik. Okullar patronların arka bahçesi haline getirilerek çocukların çalışması meşrulaştırılıyor. Çocuklar işyerlerinde ölüyor. Tarikatların dernek ve kurslarına milyonlar akıtılıyor, binlerce çocuk istismar ediliyor. Devlet ölen, işkence göre çocuklarını yargılanırken de koruyamıyor. Yıllardır koruyamadı. Pek çok dava “kaza” denilerek, “istismar yok” denilerek kapatılıyor.

İktidar, bakanları, suçları meşrulaştıran siyasetçileri ve bir bütün olarak içinde yaşadığımız düzen bu karanlığın sorumlusu.

Kaynak: Sol